Sayın Orwell, 1948 yılında kaleme almış olduğunuz 1984 adlı kitabınızda anlattığınız dünya (yüzeysel açıdan bakıldığında) gerçekleşmedi. Dünya üç devasa ülkeden oluşmuyor. Bu üç ülkeden ikisi müttefik olup, üçüncüyle savaşmıyor. Dolayısıyla müttefiklik ve düşmanlık ilişkisi de sürekli değişmiyor. Bu değişme gereği olmadığı için de, kitabınızda belirttiğinizin aksine tarih sürekli olarak değiştirilmiyor.
Sizin devlet mekanizmasından beklediklerinizi bugün global çokuluslu şirketler yapıyor. Bunun için kitabınızı yazdığınız yıllarda doğan ve yirmi yıl sonra dünyayı yerinden oynatan baby-boomer kuşağına teşekkür etmemiz gerekir. Onlar sayesinde kitabınızda yazdığınız pek çok şey devlet değil de özel sektör tarafından gerçekleştirilme imkânını buldu.
Mesela kitabınızda devletin evlere yerleştirmiş olduğu kameralar vardı. Bu sayede bireylerin evlerindeki her bir hareketi izlenebiliyordu. O kuşağın süreçleri “özelleştirmesi” sayesinde izlenme ikiye bölündü. Kamusal alanlardaki izlemeyi devlet yapmaya devam ediyor (artık her yerde güvenlik kameraları var) ama bireyin mahreminin içine girip, her türlü detayı öğrenme işleri artık özel sektör marifetiyle gerçekleştirilebiliyor . Yaşasın seçme özgürlüğü!
Bu özelleştirme süreci elektronik cihazların, internetin, sosyal ağların ortaya çıkmasıyla zirve yaptı. Bugün artık bireyler mahremiyetlerini gönüllü olarak dünya ile paylaşıyor. Geçtiğimiz günlerde bu sosyal ağ devriminin öncülüğünü yapan Facebook şirketinin tartışmalı kurucusu (birileri sosyal ağ fikrinin ona ait olmadığını düşünüyor) ve başkanı olan kişi yepyeni imkânları tüm dünyaya tanıttı. Artık yaşamımızın tüm detaylarını tüm dünya ile paylaşabilmek için elimizin altında müthiş çekici bir altyapı var.
Mark Zuckerberg adlı bu gencin açıkladığına göre sosyal ağların ilk beş yılı bireylerin sosyal ağa girmesi ve bu ağ içinde kendi arkadaşlarını, tanıdıklarını bulması şeklinde özetlenebilir. Bugün sadece Facebook’un 800 milyon tane üyesi var. Türkiye Facebook kullanımında dünya dördüncüsü; sizin ülkeniz olan İngiltere’nin hemen ardında.
Zuckerberg’e göre sosyal ağların ikinci beş yılında bireyler artık sadece arkadaşlarını bulmakla, birbirlerinin paylaştığı fotoğraf ya da video klipleri izleyip beğendiklerini dile getirmekle yetinmeyecek. Bireyler artık yaşamlarını da sosyal ağ üzerinde paylaşabilecek. Buna Timeline adını vermişler. Zaman çizelgesi yani. Doğduğu günden bugüne dek kişi yaşamındaki önemli önemsiz, dünya ile paylaşmak istediği tüm detayları Facebook’taki sayfasına girebilecek. Onlardan hangilerini herkesle hangileri sadece tanıdıklarıyla paylaşacaklarına kendileri karar verecek. Yaşasın seçme özgürlüğü dedim ya!
Zuckerberg yukarıda andığım kuşaktan gelmiyor. O Y kuşağı üyesi. En az baby-boomer kuşağı kadar dünyayı dönüştürebileceklerine inanılan yeni kuşak. Onlar şimdi yirmili otuzlu yaşlarında. Bir başka deyişle 1968’de yaşanan devrimin bir başka versiyonunu yaşıyoruz.
Merak ediyorsanız söyleyeyim. Televizyonu kapattığımızda karşımıza resmi çıkan bir “Büyük Birader” yok. Hepimiz dilediğimizi yapmakta özgürüz. Üç sloganınız vardı. İlk ikisinin üstesinden geldik gibi görünecek kadar medenileştik (güya artık savaş barış değildir, özgürlük kölelik değildir.) Ancak üçüncüsünü ne kadar çabaladıysak da hâlâ perde arkasına gizleyemedik. Cehalet hala en büyük güç.
Cumhuriyet Bilim Teknik Eki
30.09.2011




