Yerel seçimler arifesinde hangi partinin nerede kimi aday göstereceği tartışmalarının sıkça yapıldığı bol siyaset kokan kurban bayramının ortasındayız. Bayramla ilgili değil ama eski tip siyasetçi kafasıyla yapılan “yerel seçimde ne olacak?” tartışmaları hakkında bir şeyler yazdım. Ne de olsa bizim siyasetimizin cinsiyeti hala kaba bir erkek! Bayramla ilgili tek hayalim ise aşağıdaki satırlarda.
“İlla bir bayram zorunlu ise gelin bunu Dionysos şenliklerine dönüştürelim, illa bir tanrı gerekli ise gelin bunu Spinoza’nın tahayyül ettiği tanrıya dönüştürelim, illa kan dökülmesi gerekli ise gelin bir bakire ile bakirin sunak taşı üzerindeki sevişmesini bir dinsel ritüel içinde izleyelim!..”
Bizim malum kaba erkek siyasetimiz akla mantığa sığmayan, geleneksel asfalt belediyeciliği politikasını önümüzdeki yerel seçimlerde de sürdüreceğe benziyor. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı yarışı için öne çıkan adaylar asfalt belediyeciliği rehber edinmiş, “halka hizmet hakka hizmettir” sloganı ile seçmenin karşısına çıkacaklar. Eski siyasetçi kafaları ile asfalt belediyeciliği projelerini anlatarak sandıkta başarıyı umuyorlar. Ancak asfalt belediyeciliği döneminin bittiğinin farkına hala varamadılar.
Hepimizin yaşadığı Gezi Parkı deneyimi bize birçok şey öğretti. Bu öğretilerinden birisi de şüphesiz ki kentlilik bilinciyle ortaya çıkan kent muhalefetiydi. Kentlilik bilincindeki binlerce insan Gezi Parkı’nda sözde iktidara karşı büyük bir direnişle mücadele edip kendi iktidarlıklarını ilan ettiler. Sizce iktidar Gezi Parkı’nın yıkımına karşı direnip plazalarla, avmlerle boğulmuş bir şehre, bir nebze de olsa nefes veren Gezi Parkı’nı yıktırmamayı başaranlar mı, yoksa bu kentlilik bilincindeki insanlara karşı her türlü şiddeti, zorbalığı uygulayıp yenilgiyi kabullenen AKP mi? Gezi Parkı eylemleri bize gerçek iktidarın halkın ta kendisi olduğunu göstermiştir.
Gezi Parkı meselesi salt bir nefes alma meselesi değil, aynı zamanda kapitalizme karşı yapılmış bir mücadeledir. Söz konusu avmlerin, plazaların göklere yükseldiği şehirde bu beton yığınlarının gölgesinde varlığını sürdüren yoksulluğun, ezilmişliğinde sesi olmuştur.
Geçmişteki seçimlerden farklı olarak önümüzdeki yerel seçimlerde insanlar asfalt belediyeciliği ile kentlilik bilincinde örgütlenen ve mücadele eden kent muhalefeti arasında bir seçim yapacaktır. Gerçek iktidar kendisini Gezi Parkı’nda gösterdiği gibi seçimlerde de kendisini gösterecek ve asfalt belediyeciliğe tokadını vuracaktır.
Bir diğer taraftan ortada CHP’nin İstanbul’da Mustafa Sarıgül’ü aday göstermesi gibi trajik bir durum var. Baykal dönemindeki CHP’nin yolsuzlukla itham edip partiden ihraç ettiği Sarıgül bugün CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olacak. Bize açıkça gösteriyor ki CHP’nin de İstanbullulara söyleyebileceği bir sözü yok. Geçmişte alaşağı ettikleri Sarıgül’ü bugün “elimizde bu var” diye vitrine çıkarıp oy beklentisi içerisinde olacaklar. CHP’nin bu durumu hem kendi acizliğini göstermektedir, hem de seçmenle dalga geçtiğini göstermektedir.
CHP’nin yerel seçimlerde kendisine böyle bir yol çizmesi asfalt belediyeciliği politikasından vazgeçmediğinin kanıtıdır. Diğer taraftan AKP ise rant ve yıkım politikasını ilke edinmiş asfalt belediyeciliği söylemleri ile seçmenin karşısına çıkacaktır. Ancak unuttukları tek bir şey var. O da yapılacak seçimin asfalt belediyeciliği ile kent muhalefeti arasında yapılacak olmasıdır.




