Belleği kazır, mezarlıklara proje dikerim – Cihan Uzunçarşılı Baysal (Radikal 2)

Ayazma mezarlığına hangi prestij proje, hangi lüks AVM ya da temapark geliyor bilmiyoruz ama çocuk mezarlarının çoğunun tahrip edildikleri iddia ediliyor. Öte yandan, bir lüks konut projesine yol geçirileceği de söylentiler arasında.

O iki mezarı yan yana düşüren, kaderin nasıl bir garip cilvesiydi? Hayatta olsalar acaba bu kadar yan yana durabilir miydiler? Sibel ne yana bakardı, Hakan ne yana? Gençlerini hapislerde çürüten, diri diri yakan, sokaklarda, meydanlarda pusulayan, yetmedi birbirine kırdıran bir ülkede, ölüm onlara, hep onlara mı düşerdi? Ayazma mezarlığında, ölüm oruçlarında vefat eden Sibel Sürücü’nün ve hemen yanı başında şehit jandarma eri Hakan Ateş’in mezarlarıyla ilk karşılaştığımda beni her gidişte şaşırtan Ayazma’da artık hiçbir şeye şaşırmamam gerektiğini anladım. 2001’de, 20’li yaşlarının başlarında, 5 ay arayla vefat etmişlerdi. Sibel’in mezar taşında kendi dizeleri: “Bırak/Bırak yüzün/Şiirle örtülsün/Sen yıldızlara bak/Sen hepsinin üzerindesin/Unutma/Tüm gözlerin/Çevrildiği yerdesin/Deniz ufkunda/Gökyüzünün sonsuzluğunda”. Hakan’ın Türk bayrağı motifleriyle süslü taşında kendi sözleri: “Her gün bekledim nöbet başında/ Sizlerden ayrıldım 22 yaşında/ Ahiret çıktı karşıma/ Doyamadım genç yaşıma…”

İlk balyoz gecekondulara
Yoksulun evi Ayazma’nın nüfusunun defin ücreti ödeyecek gücü olmadığından, mezarlığı da kendi gibi mütevazı ve enformeldi. Birkaç beton kaideli mezar dışındakiler, başlarında birer taş ya da siyah tahta parçası olan toprak yığınlarından oluşurdu. Yüzlerce küçük mezar taşlı çocuk mezarlığı ise hemen ayırt edilirdi. Neredeyse her yerden mahalleye hakim Olimpiyat Stadı, mezarlığın tam karşısından da bir heyula misali belirirdi. Sermayenin yatırım yapabileceği cazip bir bölgeye dönüşen mahalle, stadın inşaatıyla iyice görünür olmuştu. 2004’te işbaşına gelen Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, “İlk balyoz Olimpiyat Köyü çevresindeki gecekondulara indirilecek” sözünü tutmuş, ilk balyoz da Ayazma’nın nasibine düşmüştü. Mahalle tahliye edilip dozerlenecek, arazisine Ağaoğlu’nun My World Europe projesi dikilecekti. Ayazma’ya iç göçle yerleşen Kürt nüfuslar, böylece ikinci kez yerlerinden edildi. Kültürü, gündelik yaşamları, komşuluk ve dayanışma ağları, acı tatlı anılarıyla bir yaşam alanı, devlet eliyle sermayeye sunularak gasp edildi ve kentsel bellekten silindi. Bezirganbahçe TOKİ Sitesi’ne yeniden iskândan aşağı yukarı iki sene sonra, önce Batmanlı sonra “Ayazmanlı” Beşir’in yüreğindeki acının dile gelmiş hali her birine tercümandı: “Çocuklarımın doğum yeri Ayazma yazıyor ama öyle bir yer yok artık. En güzeli doğduğun büyüdüğün yerde ölümdür. Ruhum iyi değil, çocuğumunki de.”

Kızımın kemikleri
Ayazma’dan geriye sadece ölüler ve mezarlıklar kalmıştı. Bu nasıl bir ironiydi ki artık Ayazma, sakinleri yerine ölüleri, çocuk kahkahaları yerine küçücük taşların yükseldiği mezarlığı, bahçeler boyu az katlı konduları yerine de yamaçtaki mezarlığıyla var olacaktı. Ama o da bir süreliğine. Arazinin arsızca metalaştığı ahlaksız rant ekonomisinde sadece canlılar değil, ölüler de zorla tahliyeye tabiydi. Önce, 2013 Nisan’da Sibel’in Tokat’tan gelen annesi kızının mezarını bulamadı. Sakine Sürücü’ye Sibel’in Hadımköy’e defnedildiği söylendi. Ana yüreği isyanlardaydı: “Nereden bileyim, kızımın kemiklerini alıp gerçekten oraya mı koydular?” Sonra, 2014 Şubat’ta Hakan’a sıra geldi. Yolu doldurulan mezarlığa emekleyerek inen anne, “Ben oğlumu vermem” diyerek yasal süreci başlattı.

Kamunun yolu!
Mezarlığa hangi prestij proje, hangi lüks AVM ya da temapark geliyor bilmiyoruz ama çocuk mezarlarının çoğunun tahrip edildikleri iddia ediliyor. Öte yandan, Ağaoğlu’nun lüks konut projesine yol geçirileceği de söylentiler arasında. Nitekim İBB tarafından yapılan açıklamada Ayazma Mezarlığı üzerinden yol geçirilmesine İçişleri Bakanlığı tarafından onay verildiği belirtiliyor. 3998 Sayılı Mezarlıkların Korunması Hakkındaki Kanun 1. Maddeye göre, özel statüsü bulunan mezarlıklar hariç, umumi mezarlıkların mülkiyeti belediye bulunan yerlerde belediyelere, köylerde köy tüzel kişiliklerine ait. Bu yerler satılamaz ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile iktisap edilemez. 2. Madde ise mezarlıkların imar mevzuatıyla veya başka herhangi bir şekilde park, bahçe, meydan, otopark, çocuk parkı, yeşil alan gibi sahalar olarak ayrılamayacaklarını ve asli gayesi dışında hiçbir amaç için kullanılamayacaklarını belirtiyor. Ancak 2. Maddenin son cümlesi, “Yol geçme zorunluluğu bulunduğu İçişleri Bakanlığınca kabul edilen mezarlıklar veya bölümleri bu hükmün dışındadır” diyor. Burada kamu yararının göz önüne alınması gerektiğinden, yoldan kasıt kamunun kullanacağı yollar elbette, lüks bir projeye ait özel siteye yol açmak olmasa gerek. Ama ne gam!

Ölülerine de saygısız
Zamanın ruhu tüketim, ikiz kardeşi de sınırsız eğlence ve keyif olduğundan hazır yol bahanesiyle yer açılmışken kenarına da bir şenlik alanı kondurulamaz mı? Temapark maşallah tüm yerel yöneticilerimizin fantezisi: Gösteri ve eğlence, alışveriş ve otel. Yaşam işte budur, tüket, tıkın, eğlen dolan! Başta My World olmak üzere kentimin sakinleri sıkılan çocuklarına ‘gocart’ keyfi mi, nefeskesen mi, uçan kaydıraklar mı binbir çeşit eğlence tattırıp kendileri de paketler boyu alışveriş koştursalar fena mı olur? Ahlakını kentsel rantın hizmetine sunmuş, kendinden öncekinin anılarına da ölülerine de saygısız bir düzen, arsızca “İşte bu benim dünyam” diyor. İstanbul ’un vicdanı parça parça sökülüyor.

Mahallenin yıkımından sonra gidecek yer bulamayan kiracı ailelerin barınaklarının ikinci kez dozerlendiği, barınaklar tekrar kurulmasın diye her çeşit malzemenin kıymık edildiği o 2008’in 14 Kasım’ında, çığlıklar, haykırışlar, isyanlar ve bilcümlesinin sessizliğe durduğu anda, içimdeki sesin neden mezarlığa koşup Sibel’i ve Hakan’ı yan yana fotoğraflamam gerektiğini söylediğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Sibel’in mezar taşında eksik kalan dizeleriyle bitirelim: “Bırak dünyanın yükünü /ve zaferin türküsünü/ yaşayanlara/ yoldaşlarına…”