Dilşat ve Hopa Halkı... - Diren Cevahir Şen
Metin Öğretmeni aramızdan alan polis terörü kendini Ankara’da da gösterdi. Suyuna toprağına, yaşamına sahip çıkan ve başbakana ”hoşgeldin” demeyen Hopa halkı üzerine tüm gücüyle saldıran devlet, bu saldırıları Ankara’da protesto eden kitleden öyle bir aldı ki hıncını…
Ankara polisi yine her zamanki Ankara polisiydi yine. 25 Kasım’da kadına yönelik şiddetle mücadele gününde, basın açıklaması yapmak isteyen kadınlara en sertinden şiddet uygulayan onlardı. DTCF içine fakülte yönetimine rağmen girip devrimci öğrencilere saldıran da yine onlardı.
Aynı Ankara polisi, Dilşat Aktaş’ın üzerine geçtiğimiz 3 ay içinde ikincisi daha da sert ve hasarlı olan iki organize saldırı düzenledi. İlki bundan 3 ay önce Yüksel Caddesinde gerçekleşti. TV’ler haber bültenlerinde, Dilşat’ın burnuna yediği ardı arkası gelmeyen polis yumruklarını dakikalarca gösterdi.
Diğeri ise önceki gün gerçekleşti (31 Mayıs Salı)… Bu kez Hopa halkına yönelen saldırı ve şiddete isyan ediyordu bizimkiler Ankara’da. Ama öyle bir hıncı var ki polisin Ankara muhalefetine karşı, demokratik bir hak olan protesto eylemine yine şiddetle saldırdılar. Avukatları bile, ellerini arkadan kelepçeleyerek insanlık dışı bir şekilde gözaltına alıp öylece saatlerce bekleten polis, ‘Hopa halkı yalnız değildir’ diye sokaklara dökülenlere nasıl davranır tahmin edersiniz sanırım.
Yine de ben anlatayım:
Dilşat’ı çepeçevre sarmıştı polisler dört bir yandan. Tanıyorlardı onu önceki eylemlerden. Dilşat’ın da ifade ettiği üzere ‘Gel bakalım, bak sana neler yapacağız şimdi’ diyerek saldırıp, vurmaya, dövmeye başlamış polisler. Sonra ona yardıma koşan arkadaşlarına da aynı şekilde saldırmışlar.
Dilşat şöyle diyor:  ‘Sanırım kadın olduğum için, sürekli karnıma, belime ve kalçama vuruyorlardı. Hep belaltı çalıştılar. Hem jop, hem tekmeyle…’
İstanbul’da Başbakan’ı protesto eden Genç-Sen’li kadına yaptıklarının aynıydı bu yöntemler. Onu da kare kare izlediniz gazetelerde ve ekranlarda. Sonucu da biliyoruz. Genç kadın hamileydi ve bebeğini düşürdü. Gözaltına aldıkları kadınlara yaptıklarını da biliyoruz.
İşte kendi gençlerinden, halkından ve özellikle de kadınlardan bu kadar nefret eden (daha doğrusu öyle doldurulmuş ve yetiştirilmiş) bir polis var karşımızda. Ankaralı kadınlara, emekçilere, gençlere defalarca aynı fiziki ve duygusal şiddeti uygulayan, sonra da onları savunmak için canla başla ordan oraya koşan avukatlara her türlü zorluğu çıkaran bir ‘kolluk’ bu…
Aynı polis başka bir arkadaşımızın, Barış’ın da kulak zarını patlattı. Kim bilir nasıl vuruyor, o sırada neler diyor ona?
Sonra o polis ‘canı dayak isteyen varsa gelsin!’ diyor, içerde atılan dayaklardan devrilecekmiş gibi sallanan otobüsü görüp tepki gösteren insanlara. Yuhalayanları bile gözaltına almaya kalktılar. Ve metro girişleri de gaza boğuluyor her zamanki gibi, bunu da sanırım özellikle yapıyorlar, her zaman en olmadık yerlere atmaya özen gösteriyorlar gaz bombalarını. Adeta etrafta kim varsa herkesten hınç almak istiyorlar.
Kaç kişiyi öldürdü bugüne kadar bu sorumsuz gaz kullanımı? İşte son cinayet Hopa’da işlendi. Ankara’daki bu şiddetin nedeni de zaten devrimcilerin ‘Metin Lokumcu’nun hesabını soracağız’ demeleri…
KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK!
Elbette farkındayız, bu saldırganlık, büyük bir korkunun ifade edilişidir. Onlar yolcu ama biz hancıyız bu diyarlarda. Ne iktidarlar, ne polisler gördü bu halkın gözleri, hepsi hafızasındadır. Bu saldırılar, devrimcilerin, demokratların, solcuların, kadınların, emekçilerin ve halkların isyanından ürkmenin göstergesidir.
Önemli bir sürece girmekteyiz. Başbakanın nutuklarındaki pervasızlık bunun göstergesi. AKP iktidarı ve onun kolluk güçleri her türlü saldırıyı meşru görme ve gösterme çabası içinde olacak ve üzerimize daha da çok gelecektir. 
Hopa’ya otobüsle kendi seçmenini taşıyıp sonra da arkasına bakmadan kaçan AKP, ‘bakın burada da varız biz’i kamuoyuna kakalamaya çalıştı. Ama Hopalılara bu sökmeyince, başbakanın pek sevdiği terimle ‘çılgınlaşıp’ hınçlarını Hopa halkından çıkartmaya çalıştılar. Metin hocanın canını aldılar. Elbette hesabını da verecekler.
Bu yazının yazıldığı saatlerde, Hopa’da halkın ve devrimcilerin üzerindeki baskılar halen devam etmekte, Ankara’da arkadaşlarımız hala emniyetin Terörle Mücadele Şubesinde (!) gözaltında tutulmaktadır.
Hem Hopa halkı, hem yüreği onlarla atanlar bu baskılara boyun eğmeyecektir.
Şöyle bitirelim: ZALİMİN ZULMÜ VARSA HALKIN DA DİRENİŞİ VAR!
Kaynak: turnusol.biz