Fadime Ayvalıtaş oğluyla buluştuğu bir rüyada kalıp bu riya beldesini 13 Aralıkta terketmişti şimdi oğlu Mehmet’in yanında yatıyordu..
Yoksa o’da bugün Kartal Adliye Sarayındaki Mehmet Ayvalıtaş’ın davasına Emel Korkmaz gibi “bin oğlun” anası onuruyla katılacaktı.
Evladını katledenle yüz yüze gelmeyi, o gözlerden içeriye doğru bakmayı, en çok çocukları devlet terörüyle hunharca katledilmiş analar isterdi…
Belki de ilk kez gördükleri bu hiç tanımadıkları katilin derinlerine saklı “ahlaki varlığa” seslenmenin “gerçeği” çağırmak olduğunu sezen analık bilgeliğinden…
Belki de kuşa, kurda, ağaca, hayata kast eden doymaz arsızlıklar ülkesinde o katilin gözlerinin ardına siperlenmiş “esas” azmettiricinin çehresini iyice seçmek
Ve o’na “benim oğlum artık “Adalet’in oğludur ama siz bu hınçlı duruşunuz, her geçen gün büyüttüğünüz nefret gölgeniz ve faili devlet cinayet yüküyle “Adalete” sığınacağız zaman gelince ne yapacaksınız” sorusunu sormak içindi..
Ali İsmail’in annesi Emel Hanım Kayseri’ye kaçırılmış duruşmada göğsüne bastırdığı oğlunun fotoğrafını katillere doğru tutarken bütün Türkiye’ye dev bir ayna çeviriyor.
Ve galiba “yeter! Cesaret edelim, Gerçekleri daha fazla saklamazlar” diyordu..
Yalanla gerçeğin, riyayla samimiyetin sınırlarını bittiği Türkiye’de iftira stratejisinin “mülki inceleme”, karalama kampanyasının “habercilik” haysiyet ve hayat kırıcı muktedir beyanlarının “demokrasi söylemi” yerine geçtiğini devletin son yedi ayda “acısına hürmetsizlik” gibi yaşattığı her gün tecrübe etmişti.
Ethem’in katili Urfa’ya kaçırılıp, peruk, kaş, bıyık takıp “yüzü kaybedilip” on line duruşmaya katıldığından Emine Korkmaz; çocukları öldürülmüş, sakatlanmış, gözleri çıkartılmış Gezi aileleri adına ilk kez Başbakan’ın “kahramanlarının” yüzlerine yakından bakıyordu.
Çünkü Gezi Direnişinde Başbakan’ın tarihsel kinle sokaklara “linç infazını” nasıl çağırdığı hala kulaklarında zonkluyordu.
Hukuksuzluğu mutlak “yalanla” meşrulaştırma ve kamuoyuna “büyük kuyruklu yalanları” algı yönetimi diye yaymak siyasi iktidara karanlık ruh ikizi 12 Eylül’den onun ardılı 1990′lardan yadigardı.
Tıpkı bugün aile boyu karıştıkları yolsuzluk ve rüşvet iddialarını halkın karşısına geçip “devleti yıkıyorlar,darbe yapılıyor” algı yönetimiyle “yürüttükleri” gibi..
7 gencimizin katledildiği Gezi’de polisin “demokrasi sınırlarda” kaldığın söyleyen “fezlekeli” İçişleri Bakanı diğer üç bakanla “beyaz gömleklerini” giyip simsiyah çürümüş yolsuzluk dosyasından halkın karşısına çıkartan ve “alnımız ak, bu kardeşinizi kurban ediyorlar,bize ikinci Gezi gibi operasyon yapıldı” diye konuşturan yalan rejim “PR’ı” gibi.
On binlerce insanı “terörist” zannıyla hapishanelere yollayan yargı ve emniyet “aygıtını” sürekli sırtını sıvazlayıp iktidar otoritesi ve dünya mülkünü berkiten Başbakan, yolsuzluk delillerini karatmak için tez elden yargıyı kendi patronajına alırken bile Ali İsmail’in davası sorulunca “yargı süreci devam ediyor” diye geçiştiriyordu.
Bundandır Emel Hanım “gözaltına almadan dağıtın talimatını” oğlu Ali İsmal’i tekmeleyerek kafatası kemiklerini kırarak “yerine getiren” sivil polis katillere gözünü kırpmadan bakıyordu.
Onun bakışları altında sanıklar konuştukça dilleri dolanıyor,”milli hassasiyet ve faşizanlık kaşıyan”savunmaları tek tek çöküyor, ağır tutarsız ifadeler, birbirlerini suçlamalar peşi sıra geliyordu.
Yalanlar rejimi işte böyle bir rejimdi katillerinin yüzüne yakından bakarak hesap sormaya devam etmeliydik..
Çünkü içlerinde sakladıkları “kötülükler yekununu” ancak dışındaki suç ortağının üzerine atarak kurtulma planıyla paniklediği zamanlardaydık..
Katilin yüzü! – Nihal Kemaloğlu (BirGün)





