AKP’nin idari yargılama işlemlerine ilişkin Meclis’ten geçirdiği “ivedi yargılama usulü” değişiklikleri ile birlikte kent ve çevre hakkı mücadelesi yürütenlerin önü daha da kesiliyor
2010 Anayasa Referandumu ile idari yargılama sistemindeki düzenlemelere 28 Haziran 2014’te Resmi Gazete’de yayımlanan 6545 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile getirilen düzenlemeler eklendi. Kanunun 18. maddesinde yapılan değişiklikler ile çevre ve kent hakları ile ilgili davalar için “ivedi yargılama usulü” adlı yeni bir süreç başladı.
Değişiklik ile birlikte kent, çevre, barınma, su hakkı mücadelesini doğrudan ilgilendiren şu başlıklardaki kararlar “ivedi yargılama usulü”ne tabi kılındı:
İhaleden yasaklama haricindeki ihale işlemleri, acele kamulaştırma işlemleri, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları, Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış ve kiralama işlemleri, Çevre Kanunu uyarınca idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlar, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınan Bakanlar Kurulu kararları.
Özellikle çevre hakkı mücadelesinin bir parçası olan ÇED raporu ile ilgili kararlar, inşaat, enerji ve çimento projeleri, nükleer ve termik santral projeleri ivedi yargılamaya tabi tutulacak akla gelen ilk çalışmalar olurken, bu projelere dava açma, davaya cevap, temyiz ve yargılama süreçleri de kısılacak.
İdari itiraz kaldırıldı, yağmaya yol açıldı
İvedi yargılama düzenlemesi ile birlikte yurttaşlar, dava açmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesine yönelik taleplerini idari makamlara bildiremeyecek. Böylece esasa ya da usule ilişkin değişiklik taleplerinin ortadan kaldırılması için tek yol yargı olacak.
Bu da yargı süreçlerinin uzaması göz önünde bulundurulduğunda telafisi güç veya olanaksız zararlar doğurabilecek. Üstelik yurttaşlar yargı sürecinin sonunda hukuka aykırılık tespit edilse dahi bu işlemlerin kaldırılmasını, geri alınmasını, değiştirilmesini veya yeni bir işlem tesis etmesini isteyemeyecek.
Adil yargılanmaya sınırlama
Söz konusu davalarda davalının savunmasının ardından davacıların yanıt vermesi ve bu yanıt üzerine davalının yeniden savunma yazması usulü de ivedi yargılama usulü ile kaldırıldı. Bu değişiklik ise adil yargılanma hakkına da sınır getirilmesi anlamına geldi.
‘Yürütmenin durdurulması’ daraltıldı
Yine kent ve çevre hakkı mücadelesinin hukuksal boyutlarına ilişkin kararlarda sıkça karşılaşılan “yürütmenin durdurulması” da yasal düzenleme ile daraltıldı. Düzenlemeye göre, yürütmenin durdurulması konusunda mahkemenin vereceği karara karşı itiraz edilemeyecek.
Yürütmenin durdurulmasına itiraz edilemeyecek olması, ilk başta hukuk mücadelesi yürütenler için olumlu bir gelişme gibi gözükse de, idare mahkemelerinin özellikle 2012’den sonra yürütmeyi durdurma eğilimlerinin azaldığı göz önünde bulundurulduğunda mahkeme süreçlerinden çıkacak sonuçların azalması için bir düzenleme niteliği taşıyor.
Keza içtihatların zayıflamasıyla idari mahkemelerde sonuç alınamayan çok sayıda dosya Anayasa Mahkemesi’ne taşınacak.
“İvedi yargılama usulü” düzenlemesine ilişkin ayrıntılı bir inceleme için:
İvedi usulsüzlük – Av. Fevzi Özlüer (Evrensel)
Kaynak: Sendika.Org




