Kentlerimizde neler oluyor? – TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu

Mekân;  insanlık var olduğundan beri mücadele ve iktidar alanlarında önemli bir yere sahip olan kavram. Mekânlar işgal edilir, mekânlar kurtarılır. Mekânın denetimini elinde bulunduran iktidarın da sahibi olur. Bu nedenle, hem iktidarlar hem de halk kitleleri açısından, mekân bir mücadele sahnesidir; kamusal mekânlar, kurtarılmış mahalleler, devlet gücünün simgeleştiği mekânlar, toplum hafızasında yer etmiş, toplumsal hafızanın sirayet ettiği mekânlar.

Son yıllarda mekânı odağa alan mücadelelerin önemli bir noktaya geldiği aşikâr; kentsel dönüşümün karşısında direnen gecekondu mahallelerinde, HES karşıtı mücadelelerde dönüştürülmek istenen kırsal alanlarda, kentsel kamusal alanlarda mekân, doğrudan mücadelenin yaratıcı unsuru, sebebi haline gelmiştir. Bu bağlamda, Gezi sürecinde yaşananları, yerel bir mekânsal unsurun toplumsal mücadele pratiğini körüklemesi olarak değerlendirmek mümkündür.

Kapitalist sistem, kurtuluşu mekân üretim ve dönüşüm pratiklerinde, yapılı çevre yatırımlarında bulduğu için,  son yıllarda ülke siyasetinin ana gündemi de mekânsal konular üzerinde şekillenmektedir. Bu bağlamda Gezi Parkı, ODTÜ yolu, AOÇ talanı, 17 Aralık Operasyonları ve imar yolsuzlukları, İstanbul’un 3. Köprü ve 3. Havaalanı projeleri, dönüşüm bölgeleri, rezidanslar öne çıkmaktadır. Neoliberal politikalar marka kentler gibi mekânı pazarlama stratejileri  ile mekânı hedef aldıkça, kentsel çelişki de derinleşti ve mücadeleler de mekânı sahiplenme üzerine kurularak; mekan mücadelenin, muhalefetin ana odaklarından biri haline geldi.

Ankara özelinde ise 10-15 yıl gibi kısa bir sürede dönüşen gecekondu bölgeleri, sağlıksız konut alanları ve büyük bir rant kaynağı yarattı. Bu süreçte dönüşüm bölgelerinin bazıları, iktidar ve sermayenin amaçlarına uygun olarak sessiz sakin bir şekilde yeniden yapılanırken Dikmen Vadisi gibi örneklerde ise halk güçlü bir mahalle ve mücadele birlikteliği sergiledi. Kentsel dönüşüm bölgelerinde gerçekleştirilen birçok akademik çalışmada, dönüşüm bölgelerinin hemen hemen hepsinde halkın hem maddi olarak hem de sosyal yaşamda kayıplara uğradığı görülmektedir.  Buna rağmen dönüşüm Ankara’da büyük bir hızla devam etmekte ve Dikmen, Yenimahalle, Keçiören bölgelerine benzer olarak kent beton yığını haline gelmektedir.

Bu dönüşüm süreciyle daha da palazlanan sermaye, yeni ve daha karlı yatırımlar yapma ihtiyacıyla, yerel ve merkezi iktidarı rantına ortak etmektedir. Bu amaçla da gerek merkezi gerekse yerel idarenin elinde bulunan sermaye açısından maliyeti düşük ama değeri yüksek kamu arazilerini mega proje alanları olarak belirlemiştir.  Ankara’da; AOÇ, ODTÜ, Cebeci Stadı, Ulus Tarihi Kent Merkezi, İmrahor Vadisi, Eymir ve benzeri birçok alan, hem kamu elinde olmasından ötürü mülkiyet sorunu yaratmaması hem de büyük projeler için bütüncül bir mekân sunması gibi özellikleri ile sermayenin iştahını artıran yerler haline gelmiştir. Kamuya ait bu alanlar el koyma süreçleriyle kamusal amaçları dışında kullanılmaya başlanmıştır. Sermaye çevrelerinin kente ve doğaya yönelik söz konusu saldırılarının artacağını, buna karşı da doğal olarak Türkiye’nin birçok kentinde olacağı gibi Ankara’da da mekânsal odaklı kentsel mücadelelerin güçleneceğini öngörmek zor değildir.

Şehir Plancıları Odası Nasıl Mücadele Eder?

Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi hukuki dayanağı ve üyelerinden aldığı yetkiyle meslek alanımızla ilgili olarak sorumlu bulunduğu alanlar dâhilinde çalışmalarını yürüten Anayasal bir kuruluştur.

Bu doğrultuda kentimizin yaşam kalitesini artıran her türlü uygulama ve düşüncenin yanında; aksi uygulama ve düşüncelerin ise karşısında olmuştur ve olacaktır. Ancak 17 Aralık ve yolsuzluk operasyonlarının gösterdiği üzere mücadele ettiğimiz alan siyasal ve ekonomik yolsuzlukların beslendiği bir alan olması sebebi ile Odamız başta ekonomik konular olmak üzere sosyal ve siyasal birçok olanaksızlıklara karşı mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Kurumların planlama yetkilerini artıran ve denetimsizleştiren yasal düzenlemeler, bilimsellikten uzak yaklaşımlar, odamızın gücünü azaltmaya yönelik çıkarılan kanunlar bunların başlıcalarıdır. Tüm bu olanaksızlıklara rağmen Şubemiz; üyelerimize, kentimize ve yurttaşlarımıza karşı sorumluluğunun gereği olarak kamu yararına ve bilimselliğe aykırı olarak yürütülen tüm uygulamalara karşı gerek yargı yoluyla hukuk zemininde gerek toplantı, konferans gibi etkinlikler aracılığı ile diğer zeminlerde mücadelesini yürütmektedir. Bu mücadelesini mesleki şovenizm yaparak değil, mücadele gücünü artırmak adına diğer meslek odaları ve gruplarla dayanışma yolunu seçerek yapmaktadır. Bugüne kadar Ankara’nın gündeminde yer alan bütün konularla ilgili olarak açtığımız davalar ve yaptığımız basın açıklamaları bunun en açık kanıtıdır. Kentimizi ilgilendiren en önemli konuların başında da ODTÜ yolu, AOÇ talanı, Ulus Tarihi Kent Merkezi, Kentsel Dönüşüm Projeleri gelmektedir. Bu önemli konular yanında sorumluluğu gereği yürütülen tüm planlama çalışmalarını kontrol etmeye çalışmakta ve bu çalışmalarını sadece kamu yararı ve mesleki ilkeler doğrultusunda sürdürmektedir. Ayrıca Odamız sadece biten planlama çalışmalarına dava açarak değil yürütülen planlama çalışmalarına da olumlu ve olumsuz görüşlerini ileterek bu çalışmaların doğru ilerlemesi konusunda katkı koymaya çalışmaktadır. İçerisinde bulunduğu tüm çalışmaları da şeffaflık adına üyeleriyle paylaşmakta mesleki ilkelerimiz doğrultusunda süreç içerisinde uyarılarını yapmakta, toplumu bilgilendirmekte, toplumsal mücadelenin içinde yer almakta, gerektiğinde de sürece yargı yoluyla dava açarak müdahale etmektedir.

Bu doğrultuda, Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi olarak kentlerimiz ve mesleki sorumluluklarımız adına yürüttüğümüz mücadelede gücümüzü artıracak her türlü mesleki, bilimsel ve eylemsel eleştiriye ve katkıya açık olduğumuzu tüm meslektaşlarımıza ve Ankara halkına duyururuz. Bu mücadelenin başarıya ulaşması için, kentlerimize sahip çıkmak için herkesi mücadelemize omuz vermeye çağırıyoruz.