Bu yıl 6.sını düzenlediğimiz kampanyanın ismiyle ilgili yapıcı tartışmalara yönelik bir açıklama yapma gereği duyduk. Bu ismin nereden geldiğini ve neyi anlattığını bizlerden dinleyin istedik.
Okumuş İnsanlar Halkın Yanındadır diyerek 6 yıldır yaz aylarımızı mahallelerde çocuklarla geçiriyoruz. Kendimize okumuş insanlar dedik evet, ama niyetimiz kendimizi birilerinden üstün görmek ya da ayırmak değildi. Aslında derdimiz üniversitelilerin aydın kimliğinin* mahalle insanıyla kaynaşmasını sağlamaktı. Üniversite gençliğinin üniversitede öğrendiğini yurttaşlarla paylaşma hissiyatını yaratmaktı. Çünkü iktidar üniversitelileri toplumdan ayrıştırmaya, mahalleleri de bilimsel görüşten uzak tutmaya çalışmaktaydı. Biz de üniversiteli aydın olmanın sorumluluğuyla tüm üniversitelileri mahallelere çağırmayı kendimize görev bildik; “Okumuş İnsanlara” haydi mahalleye dedik. Özellikle de okumuş insan dedik ki herkes sorumluluklarını hatırlasın. Üniversiteli olmanın sadece dört duvar arasında ders dinleyip gitmekle sınırlı olmadığını, halk için halkla birlikte öğrenmesi ve öğretmesi gerektiğini vurguladık.
Bir de yoksul mahallelere gidiyoruz dedik. Ama yoksulluğu hiçbir zaman sadece parayla özdeşleştirmedik. Yoksulluk bize göre geçim sıkıntısının hemen yanı başında sosyal-kültürel-siyasi hayattan da yoksun bırakılanları kapsamaktadır. Yani mahallesinden gidecek sinema, katılacağı konferans, gezeceği sergi olmayanları kastettik. Bu olanaklara ulaşmaları bizzat devlet eliyle engellenen milyonları kastettik yoksul derken, kendimizi de içine katarak. Kimseyi ekonomik durumuna göre adlandırmak bize düşmezdi elbette. Ama biz iyi niyetimizi mahalle halkının samimiyetiyle harmanladık hem beraber yoksulluğun üstüne yürüdük, hem okuduk hem okuttuk. Biz kendimizi kimseden ayırt etmedik, mahalleli de bize siz bizden farklısınız demedi. Uzun saçımıza, kısa şortumuza bakmadan evladı gibi bağrına bastı. İsim ayrıntısına takılmadan özümüze sarıldık birbirimizin.
Lafın özü ne biz Okumuş İnsan olarak kendimizi birilerinden ayrıt ediyoruz. Ne de yoksul mahalleyi ekonomik ölçütlere sığdırıyoruz. Biz sineması olmayan mahalleye açık hava film gösterimleriyle kültürel yoksunluğun üstüne gidiyoruz. Bunun da okullu olmanın sorumluluğu olduğuna inanıyoruz.
Bu yıl Genç Çapulcular olduk. Direnen mahallelilerle kaynaşmaya gidiyoruz. Üniversitenin toplumla bağını kurmaya gidiyoruz. Bir arada kolektif iradeyle her şeyin yapılabileceğini göstermeye gidiyoruz. Parasız eğitimi mümkün kılmaya, mahallenin yoksun bırakıldığı şeyleri mahalleliyle birlikte üretmeye, çocuklara onurlu bir gelecek için konuşmaya, ezberci eğitimin yerine sorgulatıcı bilimsel bir eğitim modeli yaratmaya gidiyoruz.
Bir nebze olsun derdimizi anlatabildiysek ne mutlu. Her şeye rağmen bu kampanyayı sahiplenip olumlu-olumsuz fark etmeksizin eleştiren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Şimdi sıra mahallelere yaz okulları kurmaya geldi. Çok çalışmak gerek. Hepimize kolay gelsin.
*Üniversiteli aydın kimliğinin sorumluluğundan kasıt, üniversitelilerin üniversitede edindiği bilgiyi toplumla paylaşma zorunluluğudur.




