Rumelihisarı Açıkhava Tiyatrosu’nun sahne alanında inşasına başlanan mescit tamamlandı. Gözümüz aydın, İstanbul’daki bir sahneyi daha kaybettik


Mesele tarihi değeri olan bir varlığı korumak ya da yeniden kullanıma kazandırmak değil elbette. İdareci konumda olan mevcut zihniyetin mensupları göstermelik bir tarih bilinci üzerinden kendi inanışlarına dair yeniden inşalar yapıyorlar. Özellikle son 10 yılda yapılan kamusal restorasyonların büyük bir kısmı tek bir dinin yapılarını yenilemeye odaklıydı. Tarihi değeri olan dini bir yapının usulüne uygun şekilde yenilenmesinden rahatsızlık duymam tabii ki. Duyduğum rahatsızlık, bu samimiyetsiz duyarlılığın sadece dini (o da baskın olan dine ait) yapılar için gösterilmesi. Bu suni tarih ‘aşkı’ bazen, gerçeklikten kopmuş öyle platonik bir noktaya geliyor ki, şekline dair pek az bilgi olan, konum itibariyle kamusal açıdan fayda da sağlamayacak bir mescit, Rumelihisarı’nın görsel bütünlüğünü bozacak şekilde inşa edilebiliyor. Üstelik bu yapay yapıya milyonlarca TL harcamakta da bir beis görülmüyor.
İDEOLOJİK VE RANT ODAKLI RESTORASYONLAR
Ama kamusal açıdan çok büyük bir fayda sağlayacak olan, yılladır atıl konumda duran Atatürk Kültür Merkezi’ni yeniden topluma kazandırmak için bir hamle asla yapılmıyor. AKM’nin hemen yanı başına, yıllar önce yıkılmış Topçu Kışlası’nı Taksim’in nefes alınabilen tek parkını yok etme pahasına, “tarihi değerimizdir” bahanesiyle yeniden yapma sevdasına tutulanlar, aynı hassasiyeti acaba neden AKM’nin kendisi için göstermiyorlar? Nedeni belli. Bizdeki siyasi ekol restorasyonu dinin vurgulanacağı ya da rant sağlanacak bir alan olarak kullanıyor. Tüm o yenileme projeleri buna göre şekilleniyor. Yenilenecek yapı birilerine para getirmeyecekse ya da odak noktasında din yoksa –istisnalar dışında- çürümeye bırakılıyor.
Bu tip bir yaklaşım sebebiyle sadece İstanbul’daki değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki kamusal alanlar, yapılar ve elbette doğanın kendisi de tahribe uğruyor. Dolayısıyla Rumelihisarı Açıkhava Tiyatrosu’nun kullanılmaz hale getirilmesi de, AKM’nin kapısına zincir vurulması da, Yeşil Yol bahanesiyle Karadeniz’in talana açılması da aynı anlayışın bir sonucu. Zaten bin bir dertle yaşadığımız, sıkıntısı hiç bitmeyen bu coğrafyanın ve onun incisi İstanbul’un göstermelik ideolojiler ve para hırsına geri dönülemez bir biçimde sürekli olarak kurban edilmesi, canımı daha da sıktı. Üstelik öncellikli olarak feda edilen şeyler de hep kültürle, sanatla, müzikle ilgili oluyor. Hiç de iyi olmadığımız şu günlerde, bu konu da ayrıca keyfimi kaçırdı. Bir an önce iyileşmemiz dileğiyle.
NOT: Tarihi yapılarda tiyatro, opera, konser gibi etkinlikler gerçekleştirilirken dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunun bilincindeyim. Rumelihisarı Açıkhava Tiyatrosu mevcut haliyle korunabilseydi, -ses yüksekliği gibi- kurallara riayet eden etkinliklerin gerçekleştirilmesi taraftarıydım.




